TCMB Haftalık Repo İhalelerine Yeniden Başladı: Fonlama Maliyetinde % 40’tan % 37’ye Doğru Gerileme
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Türk lirası likidite yönetiminde önemli bir değişikliğe giderek yaklaşık altı aydır ara verdiği bir hafta vadeli repo ihalelerini yeniden başlattı. Merkez...

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Türk lirası likidite yönetiminde önemli bir değişikliğe giderek yaklaşık altı aydır ara verdiği bir hafta vadeli repo ihalelerini yeniden başlattı. Merkez Bankası’nın 23 Ağustos 2026 tarihinde yayımladığı resmi duyuruda, 1 Mart 2026 tarihinde ara verilen bir hafta vadeli repo ihalelerine tekrar başlanmasına karar verildiği açıklandı. Böylece bankacılık sisteminin TCMB’den fonlanmasında, yüzde 37 seviyesindeki politika faizinin yeniden daha etkin kullanılabileceği bir döneme girildi.
Kararın ardından 24 Ağustos’ta gerçekleştirilen ilk bir hafta vadeli repo ihalesinde TCMB, 1 milyar TL tutarında fonlama sağladı. İhalenin basit faiz oranı yüzde 37, bileşik faiz oranı ise yüzde 44,58 olarak gerçekleşti. İhalenin vadesi 31 Ağustos olarak belirlendi. Bu işlem, haftalık repo kanalının mart ayından bu yana ilk kez yeniden aktif biçimde kullanılması açısından önem taşıyor.
Ancak gelişmeyi doğrudan “Merkez Bankası faizleri 3 puan indirdi” şeklinde değerlendirmek teknik açıdan doğru değil. TCMB’nin resmi politika faizi halen yüzde 37 seviyesinde bulunuyor. Para Politikası Kurulu, 23 Temmuz 2026 tarihli son toplantısında bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37’de sabit tutmuş, gecelik borç verme faizini yüzde 40, gecelik borçlanma faizini ise yüzde 35,5 seviyesinde korumuştu. Dolayısıyla 23 Ağustos’ta açıklanan karar yeni bir PPK faiz indirimi değil, likidite yönetiminin hangi araçlarla yürütüldüğüne ilişkin operasyonel bir değişiklik niteliğinde.
Mart ayında neden yüzde 40’a yakın fonlama uygulanmıştı?
TCMB, finansal piyasalarda yaşanan gelişmeleri dikkate alarak 1 Mart 2026 tarihinde bir hafta vadeli repo ihalelerine geçici olarak ara verme kararı almıştı. Merkez Bankası daha sonraki Para Politikası Kurulu özetinde bu adımın sıkı parasal duruşu desteklemek amacıyla atıldığını belirtmişti. Haftalık repo ihalelerinin devreden çıkmasıyla birlikte likidite ihtiyacı bulunan bankaların fonlanmasında yüzde 40 seviyesindeki gecelik borç verme faizi daha belirleyici hale geldi. TCMB de ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin bu dönemde yüzde 40 civarında oluşmasını sağladı.
TCMB Başkanı Fatih Karahan da 13 Ağustos’ta gerçekleştirilen Enflasyon Raporu bilgilendirme toplantısında bu operasyonel yapıyı ayrıntılı biçimde anlatmıştı. Karahan, mart ayı başından itibaren politika faizinin yüzde 37 seviyesinde tutulmasına rağmen bir hafta vadeli repo ihalesi açılmadığını, bankacılık sisteminin likidite ihtiyacının üst bant üzerinden gerçekleştirilen gecelik fonlama işlemleriyle karşılandığını ifade etmişti. Aynı dönemde para piyasası faizlerinin yüzde 40 seviyesindeki üst banda yakın seyretmesi sağlandı.
Bu nedenle mart-ağustos döneminde resmi politika faizi yüzde 37 olarak görünse de bankaların TCMB kaynaklı fonlama maliyetinde yüzde 40 seviyesinin etkisi daha güçlüydü. Haftalık repo ihalelerinin yeniden başlaması ise söz konusu 3 puanlık farkın önümüzdeki dönemde azalabileceği anlamına geliyor.
“Örtülü faiz indirimi” ifadesine dikkat
Piyasalarda kararın ardından “örtülü faiz indirimi” veya “fiili faiz indirimi” ifadeleri kullanılmaya başlandı. Ancak bu tanımlamanın resmi bir faiz kararı olmadığı özellikle vurgulanmalı. Haftalık repo ihalelerinin açılması tek başına bankaların toplam fonlama maliyetinin anında yüzde 37’ye düşeceği anlamına gelmiyor.
Ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin ne kadar gerileyeceğini TCMB’nin önümüzdeki günlerde açacağı repo ihalelerinin büyüklüğü, bankacılık sisteminin likidite ihtiyacı ve gecelik fonlamanın toplam fonlama içerisindeki ağırlığı belirleyecek.
Ekonomist Mahfi Eğilmez de karar sonrasında yaptığı değerlendirmede, henüz doğrudan bir faiz indiriminden söz etmek için erken olduğuna dikkat çekti. Eğilmez’e göre bankaların fonlama ihtiyacının ağırlıklı bölümünün yüzde 37 faizli haftalık repo üzerinden karşılanmaya başlaması halinde fiili fonlama maliyetinde belirgin bir gerilemeden söz edilebilir. Buna karşılık gecelik yüzde 40’lık kanal kullanılmaya devam ederse toplam maliyetteki düşüş daha sınırlı kalabilir.
Bu nedenle mevcut gelişmeyi “politika faizi yüzde 40’tan yüzde 37’ye indirildi” şeklinde değil, “TCMB’nin fonlama kompozisyonunu yüzde 37 seviyesindeki politika faizine yeniden yaklaştıracak bir adım attığı” şeklinde değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım oluşturuyor.
Mevduat ve kredi faizlerine etkisi ne olabilir?
TCMB’nin fonlama maliyetinde yaşanabilecek gerilemenin bankaların mevduat ve kredi fiyatlamaları üzerinde etkili olması beklenebilir. Ancak bu etkinin aynı gün ve aynı oranda gerçekleşmesi beklenmemeli.
Merkez Bankası Başkanı Karahan, 13 Ağustos’taki sunumunda mevduat ve ticari kredi faizlerinin ağırlıklı ortalama fonlama maliyetiyle uyumlu hareket ettiğine dikkat çekmişti. Tüketici kredilerinde ise fonlama maliyetinin yanı sıra makroihtiyati düzenlemeler ve kredi riskinin de belirleyici olduğunu belirtmişti. Dolayısıyla fonlama maliyetinin yüzde 40 seviyesinden aşağı yönelmesi, özellikle mevduat ve ticari kredi faizlerinde zaman içerisinde aşağı yönlü hareket oluşturabilecek faktörlerden biri olacak.
Konut, ihtiyaç ve taşıt kredilerinde ise bankaların fonlama yapısı, vade riski, kredi riski, mevduat maliyetleri ve mevcut düzenlemeler nedeniyle daha farklı bir fiyatlama görülebilir. TCMB’nin 30 Temmuz’da yayımladığı PPK özetinde, 17 Temmuz ile biten hafta itibarıyla TL mevduat faizinin yüzde 46,7, TL ticari kredi faizinin yüzde 48,9, ihtiyaç kredisi faizinin yüzde 65, konut kredisi faizinin yüzde 41,2 ve taşıt kredisi faizinin yüzde 47,3 seviyesinde gerçekleştiği belirtilmişti. Bu oranlar, politika faizindeki veya fonlama yapısındaki değişimin kredi piyasasına bire bir ve anında aktarılmadığını gösteriyor.
Özellikle konut kredilerinde olası bir düşüşün boyutu, bankaların uzun vadeli TL maliyetlerinin ne ölçüde gerileyeceğine bağlı olacak. Bu nedenle haftalık repo ihalelerinin yeniden başlaması konut kredileri açısından aşağı yönlü bir sinyal olarak değerlendirilebilse de kısa sürede belirli bir kredi faizinin oluşacağını söylemek için henüz yeterli veri bulunmuyor.
Kararın zamanlaması neden önemli?
TCMB’nin bu adımı, 13 Ağustos’ta açıklanan yılın üçüncü Enflasyon Raporu’nun hemen ardından geldi. Merkez Bankası son raporunda 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28’e yükseltti. TCMB ayrıca enflasyonun 2027 sonunda yüzde 15’e, 2028 sonunda yüzde 9’a gerilemesini, orta vadede ise yüzde 5 hedefinde istikrar kazanmasını öngörüyor. Temmuz itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,8 düzeyinde bulunuyor.
Bu tablo, Merkez Bankası’nın bir taraftan dezenflasyon sürecini korumaya çalışırken diğer taraftan mart ayında devreye aldığı ilave operasyonel sıkılığı kademeli biçimde normalleştirdiğini gösteriyor. TCMB’nin resmi iletişiminde sıkı para politikasının korunacağı vurgusu devam ediyor.
Piyasalarda bulunan yüksek likidite fazlası da kararın değerlendirilmesinde önemli bir unsur. Anadolu Ajansı’na değerlendirmede bulunan Kuveyt Türk Yatırım Araştırma Direktörü Kutay Gözgör, sistemde yaklaşık 1 trilyon TL seviyesinde likidite fazlası bulunduğuna dikkat çekerek repo ihalelerine dönüşün ilk aşamada piyasaya büyük miktarda yeni likidite vermekten çok para politikasının operasyonel çerçevesi açısından önemli olduğunu belirtti.
Dolayısıyla kararın gerçek etkisini yalnızca 24 Ağustos’taki ilk 1 milyar TL’lik ihaleye bakarak değerlendirmek yeterli olmayacak. Önümüzdeki günlerde açılacak repo ihalelerinin miktarı, TLREF başta olmak üzere kısa vadeli piyasa faizlerinin hareketi ve TCMB ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin seyri yakından takip edilecek.
Gözler 10 Eylül’deki PPK toplantısında
TCMB’nin resmi takvimine göre bir sonraki Para Politikası Kurulu toplantısı 10 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilecek. Ağustos ayında PPK toplantısının bulunmaması nedeniyle 23 Ağustos’taki likidite kararı, temmuz ve eylül toplantıları arasındaki dönemde para politikasının operasyonel çerçevesinde atılmış önemli bir adım oldu.
10 Eylül toplantısında politika faizinin ne yönde şekilleneceğini ise enflasyon gerçekleşmeleri, enflasyonun ana eğilimi, beklentiler, iç talep, enerji fiyatları ve küresel gelişmeler belirleyecek. TCMB, faiz kararlarının enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaya devam edeceğini daha önce açık biçimde duyurmuştu.
Sonuç olarak Merkez Bankası’nın haftalık repo ihalelerine yeniden başlaması, mart ayından bu yana uygulanan ilave operasyonel sıkılığın azaltılması ve fonlama yapısının yeniden yüzde 37 seviyesindeki politika faizine yaklaştırılması açısından önemli bir gelişme. Bununla birlikte resmi politika faizinde yeni bir indirim yapılmış değil. Fonlama maliyetinin ne ölçüde ve ne hızla yüzde 37’ye yaklaşacağı, TCMB’nin önümüzdeki günlerde sağlayacağı haftalık repo miktarları ve bankacılık sistemindeki likidite koşullarıyla netleşecek.
Bu nedenle gelişmenin kredi ve mevduat faizlerine etkisinin de kademeli şekilde izlenmesi gerekiyor. İlk sinyal fonlama koşullarında normalleşme yönünde olsa da kredi faizlerinde hızlı veya aynı oranda bir düşüş olacağını şimdiden kesin bir sonuç olarak sunmak doğru olmayacaktır.



İlk yorumu siz yapın...